1 MAYIS ve HIDIRELLEZ
1/5/2009Osman beyin evinin açılabilecek her yanı; kapısı, penceresi, mertekleri, çitleri, kepenkleri ardınaca açılmıştı. Osman Bey, Mal hatun, Orhan, bir de Orhan’ın hemen yanında cılızlığını daha zorlayamamış bir çocuk, Bey evinin önündeki meydanın sağında, çınarla çeşmenin arasında bekliyorlardı. Orhan Bey’le Mal Hatun toprak sıvalı örme taş sekiye oturmuştu; Orhan, çeşmeye yakın, ayaktaydı; çocuk bir adım gerisinde. Orhan’ın ardında Osman Bey’in bir adım gerisinde. Çılgın, her adımda biraz daha kendinden geçen kalabalığın henüz sesi geliyordu dört bir yandan. Mal Hatun; çok dinlenmiş, yılların uykusunu almış, huzur sıcağında bir iç çekişle birlikte: “Şükür Tanrım!” diye fısıldadı; “Ulusun, çok şükür.” Gözlerini yumdu. Kalabalık, meydanı dolduruverdi; bir uğultu seli Bey evine doğru aktı; kapıdan, pencereden, kepenkten, çitten… giren gireneydi… bir an geldi, girenle çıkan belli olmadı. Ana baba gününden farksız bir kaynama ki görmeğe değerdi. Orhan’ın bir adım gerisindeki çocuk korktu; hıçkırık gibi bir ses boğazından kasılarak çıktı; “Orhan Beyim bu… bu..” “Ne var Sülemiş? Hay sen ağlamış mısın yoksa korkmuş musun? Sülemiş utancından bir elini yüzüne tuttu: “Evi? Evi yıkıyorlar?” “Yıkmazlar korkma” “Soyuyorlar, talan ediyorlar, yağmalıyorlar.” “Etsinler diye kapılar açıldı ya..” “Anaaam.. ne iş?” Orhan güldü genişçe: “Sen Bey oğlusun, bilmelisin bu işi.” Sülemiş’in yüzü katılaştı: “Görmedim” dedi. “Niye?.. Hıdırellezde sizde Bey çadırı yağmalatılmaz mı? Kumral Dede’nin Tekkesindeyken duymadın mı? Bugün yoksulun, varlıklının eli Bey malına deymelidir; değdi mi yıl boyu eline varlık geçer.. Bey dediğin esirgemez; baban esirger miydi, yoksa anan esirger miydi?” Kalabalık gelişinden daha uğultulu dağıldı.. aralıklı .. azala azala. Meydan boşalınca Bey evinin soyulmuşluğu iyice belli oldu; az önceki gürültüden sersemleşmişe dönmüştü; camları kırık, kapıları bile sökülüp götürülmüş, çitleri yan yatmış.. ama yine de Bey eviyim ben, diyen bir hali vardı; kalabalık bir o halini alıp gidememişti. Mal Hatun, bir süre gözlerini evinden ayıramadı; acısız bakıyordu, gözleri titremiyordu bile. Yine şükretti. Bu sefer sesini saklamadan, rahatlamış: “Ezilen, yaralanan olmadı ya. Darısı gelecek Hıdırelleze, canın sağ olsun Beyim; Beyliğin taşsın, evin daha dolu olsun; gelenler daha dolu gitsin..” Aynı rahatlama Osman Bey’de de vardı: “Gelecek yıla, daha büyük şehirlere inşallah Mal Hatun” dedi; “Daha kalabalıklara.. sen yanımda ol yeter ki.. Eve girelim artık..” Koca bir padişahlığın tohumlarının atıldığı Beylik günlerinden bir Hıdırellez hatırası. Hatıra olmaktan öteye giderek o günlerden, yüzlerce yıl sonrasına, bu güne dersler veriyor. Bey’in, konağını asıl sahibi olan halka açarak hiçbir şeye karışmadığı, “içlerinde kötü niyetliler olabilir, gizli planı olanlar olabilir” gibi bahanelere sığınmadan, cesurca evini herkesin talan etmesi için açtığını görüyoruz. Bugün ise, kamunun kullanımına açık bir yeri, yine bu ülkenin bütün yükünü sırtında taşıyan işçilere kapatıyoruz. O gün halk yıkıp dökerken, bugün işçilerimiz yıkılıp dökülüyor. Neden? Kötü emelleri olanlar olabilir bahanesi ile engelliyoruz. Evet, kötü niyetli olanlar vardı ve bunlar hep olacak, dükkanlara zarar verecekler, yıkıp kıracaklar, taşlayacaklar. Aynı meşhur 1 mayıs olaylarının olduğu günkü gibi, ama tarih bize ders vermek için vardır, o gün bir kısım mihraklar olayları çıkararak hakim güce, "bakın böyle şeylere izin verirseniz bunlar olur, bir daha izin vermemelisiniz" dedi, biz bu hikayeye inanarak bir daha emekçilerimizi oraya almadık, aynı kişiler emekçilere de, "bakın devlet sizi buraya almıyor, hadi yakıp yıkın" dedi, bu şekilde herkes oyunun bir parçası olarak üzerine düşen rolü çok güzel oynuyor, nihayetinde kötü emelleri olanları da ayıklamak Devlete düşer. Kötüler örnek alınarak yasaklamaya gidersek her şeyi yasaklamamız lazım. Haşhaştan uyuşturucu madde de elde edenler olacak diye haşhaş üretimini yasaklamak mı gerek? (Hikaye, M. Necati Sepetçioğlu'nun Çatı adlı eserinden alınmıştır. Syf. 305, Dünki Türkiye Dizisi)